Ana / Müslümanca Düşünmek / Andolsun ve Hamdolsun ki…

Andolsun ve Hamdolsun ki…

NOT: Bu yazı Mehmet Efe’nin blogundan, yorumlarıyla ve yorum tarihleriyle birlikte aynen kopyalanmıştır.

O halde yüzünü, Allah’ı bir tanıyarak dine,
Allah’ın insanları üzerine yaratmış olduğu fıtratına (doğana) doğrult.
Allah’ın yaratışında değişiklik bulunmaz. İşte dosdoğru din budur.
Fakat insanların çoğu bilmezler.” (Rûm Sûresi-30:30)

Hasan AycınYaratılanı severim, barışı severim; hümanist değilim.

Şiddete, teröre, baskıya, zorbalığa, dayatmaya karşıyım. Yeryüzünde herkes için barış isterim ama zulme uğrayanların safında savaşmaktan çekinmem. Nefsi müdafaaya inanırım. Pasifist değilim.

Herkes için adil paylaşımı isterim; komünist değilim.

Putlara, idollere, iktidara, kula kulluğa, insanın insan üstünde salahiyetine, bir üst katta duranın aşağıdakinden üstünlüğüne, piramit düzenine karşıyım. Organize din, kurumlaşmış dogmalarla mücadele etmeyi teyakkuz bilirim. Düşünmeyi, akletmeyi ibadet bilirim. Aklımın, seçimler yapma özgürlüğümün kutsal emanetim olduğuna inanırım. (O yüzden aklı bulandıran, beyni uyuşturan, düşünmeyi devre dışı bırakan somut ya da soyut hiç bir şeye, -ilaç ve aşk hariç- itibar edemem.) Ne tarih, ne kültür, ne de gelenekte sorgulamayacağım tabu yoktur. Normal diye bir kutsalım da yoktur; normal, daha iyiden yana değişmesi için katkıda bulunacağım etrafımdaki hayattır. Aklım ve inancım ideolojiye engeldir; devrimci etiketi bana dar gelir; anarşist de değilim.

Dünyanın herkes için olduğuna, çevremizin atalarımızın mirası değil, çocuklarımızın emaneti olduğuna, hayvanların insanlar tüketsin için yaratılmadığına, insanın dünyanın sahibi değil parçası olduğuna, dünyanın içindeki herkese yetmesi gerektiğine inanırım; ekolojist değilim.

İnsanların gerçek ihtiyaç ve hayrına tekabül etmedikçe bir otun bile kesilmesine razı değilim. Sınırsız olanın arzular olduğunu bilirim, ihtiyaçların değil; ve arzuların frenlenmesi gerektiğine inanırım. Tüm eylemlerimin güdüsü, “yapabilir miyim?” değil, “yapmam doğru olur mu?” sorusudur. Hakkımdan fazlasını istemem. Tüketici değilim.

Herkesin güvenlik, eğitim, sağlık, ulaşım, bağımsızlık, özgürlük, hukuk önünde eşitlik hakları olduğuna inanırım; bana düşmanlık edenler dahil herkesin giyinme, beslenme, barınma, hürriyet, onurlu bir hayat gibi tüm temel ihtiyaçlarının temel hak olduğuna inanırım ve herkes için isterim bunları; sosyalist değilim.

Emperyalizme, kolonyalizme, sömürüye, tekelciliğe, faize, paranın, gücün veya artık değerin temerküzüne karşıyım ama Marxist-Leninist değilim.

Hayatın bitmeyen bir evrim olduğuna, ölümün bile bu evrimin parçası olduğuna inanırım; ateist değilim.

Bireyin kültürel normları, gelenekleri, toplumsal öğretileri, egemen olanı, statükoyu her zaman sorgulaması gerektiğine inanırım; reformist ya da modernist değilim.

Sözü dinlemeye ve en güzeline, akla en uygununa uymaya inanırım; hür seçimlere, toplumsal sözleşmeye, kamu hayatına dönük karar süreçlerinde istişare ve katılıma, azınlıkların çoğunluğa karşı korunması gerektiğine, her sesin duyulmaya hakkı olduğuna inanırım; demokrat değilim.

İfade özgürlüğüne, sivillerin kamu kurumlarını kontrolüne, ticarete, hakkıyla kazanılması şartıyla özel mülkiyete karşı değilim ama Liberalist değilim.

Kadınlarla erkeklerin birbirlerinin tamamlayıcısı, eşiti olduğuna inanırım; üstünlüğü ancak iyilik ve insanlara hayırlı davranışlarda yarışmak bağlamında düşünebilirim; iyiliğin veya kötülüğün cinsiyeti olmadığına inanırım; ama egalitaryen ya da Feminist değilim.

Varlık temelli hiç bir karşıtlığım yoktur; aslolan hallerdir; kötülüğü kötüler yapar, ötekiler değil. İyilik ve kötülüğün cinsiyeti, ırkı, kutsal bir vatanı, ulu önderi, kutsal devleti veya bayrağı yoktur; o yüzden Kemalist, nasyonalist, faşist ya da goşist hiç değilim.

İnandıklarımı bana ayrıcalık sağlayan bir üstünlük olarak göremem. İmtiyazlarla korunmuş makamlara itibar edemem. Allah ne beni yetkilendirmiş bir polit büro şefidir ne de benim takımın golcüsü. Allah herkesin yaratıcısı ve rabbidir. Zulüm ve şirk kadar en çok lanetlenen şeyin kibir olduğuna inanırım. “Müstekbirler”in dini istikbardır. Mütevazi bir cahil, kibirli bir alimden daha hayırlıdır. Karanlıkların en tahammül edilmezlerinden biri, hakikati bulduğuna inanan, hakikati tekelinde gören bir aydındır. İnsanları inançlarıyla değil, davranışları ve halleriyle değerlendiririm; niyetleri değil beyanı ve davranışları esas alır; inancın yargısını Allah’a havale ederim. Özel hayatın dokunulmazlığına inanırım. Düşmanlarımın özel hayatı benim özel hayatımdan daha değersiz değildir. Okumaya ve paylaşmaya inanırım. En büyük cihadım, insanlar elimden ve dilimden emin oluncaya kadar kendimi terbiye çabasıdır. Bana yapılmasını istemediğim şeyi başkasına yapmamam gerekir. Bir insanın maddi veya manevi herhangi bir hakkını ihlal etmenin, kul hakkına tecavüz etmek suçunun affedeni ancak hakkına tecavüz edilen olur; Allah’ın tövbe edildiğinde şirki bile bağışladığını ama kul hakkını ancak kulun bağışladığını bilirim. Bağışlanmamış kul hakkı, kalbime eklenecek en büyük kara noktalardan, hayatın ölümden sonraki aşamasında taşıyamayacağım yüklerden, en ağır zulümlerdendir; bilirim. Benim öncülerim şöyle demişti: “Öyle hareket et ki, davranışların herkes için geçerli olsun; ne sana göre değişsin ne de başkalarına göre.” “Herkes için adalet” isterim; tarafsız değilim.

  • Gücü değil, paylaşmayı;
  • piramidi değil, halkayı / camiyi;
  • İktidarı değil; sorumluluğu;
  • monolitik olanı değil, küçük olanı;
  • katedrali değil, piyasayı da değil, alış-verişi;
  • reklamı değil, tavsiyeyi;
  • hiyerarşiyi değil, dayanışmayı;
  • imtiyazı değil, ehliyeti;
  • şarlatanlığı değil, hakiki yeteneği;
  • taklidi değil, orijinali;
  • onaylanmışı değil, dışlananı;
  • standardı değil, farklı olanı;
  • bağışlananı değil, kazanılanı;
  • ulufeyi değil, cesareti;
  • rekabeti değil, işbirliğini;
  • diplomayı değil, üretkenliği;
  • iltimas ve kayırmayı değil, liyakatı ve hakedişi;
  • verili olanı değil, değiştirebileceklerimi;
  • tüketmeyi değil, üretmeyi;
  • patenti değil, katkıyı;
  • yalanı değil, güzeli;
  • sahip olmayı değil, sevmeyi;
  • statiği değil, değişkeni;
  • masaüstünü değil, ayaküstünü;
  • ‘bölme’yi değil, parkı;
  • Hukuk, siyaset, eğitim, bilgi, ve teknolojide kapalıyı değil, açığı;
  • Windows’u değil, Linux’u;
  • Explorer değil Firefox’u tercih ederim. Davasız değilim.

Yaratıcı’ya inanıyorum, Yaratıcı’nın yarattıklarını boş bırakmadığına, Yaratıcı’nın bizi ona muhataplar olarak yarattığına inanıyorum. Yaratıcı’nın mesajı Kuran’ın, Yaratıcı ve birbirimiz arasında “son ahit” olduğuna inanırım. Deist değilim.

İnsanlara iyiliği tavsiye ederken karşılık beklemeyi, davet ederken ücret istemeyi aşağılık bulurum. “Dinci” değilim.

Ruhbanlara, din uzmanlarına, insanlarla Allah arasında aracılara, şeyhlere, efendilere, kurtarıcılara inanmıyorum ama “dinsiz” değilim.

Halkı isteseler de istemeseler de düzeltmeyi görev sayan bir kibirden Allah’a sığınırım. En temel deklarasyonuna, Hz. Peygamberin bile Allah’ın kulu ve elçisi olduğuna tanıklık ederek başlayan bir özgürlük hareketine mensubum. Zafer için prensiplerimden hiç birini feda etmeyi mübah görmediğimden, haddini aştığı için zıddına dönüşen bir “İslamcı” değilim. Parçalamayı, ele geçirmeyi, yenmeyi değil; kucak açmayı, birleştirmeyi ve paylaşmayı esas almam gerektiğine inanırım. Çağdaş zulmün ve emperyalizmin ideolojik aygıtlarına ve araçlarına direniş mirasımdır “İslamcılık”; dinim değil.

İnananların kardeşliğine inandığım gibi tüm insanların Adem’in çocukları olduğuna inanırım. Yeryüzünü mescidim bilirim. Bana ait olanı kutsayamam, başkasına ait olanı alamam. Zulüm “bizden” diye hoş göremem; mazlum bizden mi değil mi diye soramam. Zulme uğrayanların dili, dini, ırkı, cinsiyeti yoktur; vatanları kalbimin ortasıdır. Kol kırılsın yen içinde diyerek haksızlığı örtmenin suç ortaklığı olduğuna inanırım. İnanırım ki, susanların en kötüsü, ezenler dindar diye susan dindardır; konuşanların en kötüsü, zulmü aklamak ve itiraz edenleri karalamak için konuşandır. Haksızlığa tanıklık etmeyi, onu teşhir etmeyi görev bilirim. Suç ve cezanın kanuni olması ilkesine ve kanunların her zaman değişime açık olması gerektiğine inanırım. Kanunun suç saymadığı bir fiilden insanları cezalandırabilen hiç bir hukuku onaylayamam. Suçlunun, kanunda belirtilen cezadan daha ağır bir ceza almasına razı olmayı zorbalığa razı olmak sayarım. Dinime hakaret edenin, hırsızlıktan idam edilmesine razı olmayı zulme ortaklık sayarım. Suçu delillerle ispatlanmamış herkesi masum kabul ederim, delillerle ikna olana kadar da öyle davranırım. Mesele ilkelerim olduğunda ne çoğunluğa boyun eğerim, ne azınlığa tahammül ederim. İlkelerim yanımdakilerin veya karşımdakilerin sayısıyla kaim değildir. Yalnız Allah’a kulluk etmek isteyen ve adalet üstüne sözleşmiş insanların ümmetçisiyim ama asla ırkçı veya milliyetçi değilim.

Kısacası; amasız, kayıtsız ve şartsız: Müslümanım.

Burada özetlediğim ilkelerin, her gün yeniden taşımayı hak etmem gereken ilkeler olduğuna inanırım. Tüm küçük tercihlerimde kalbime bir beyaz ya da bir siyah nokta eklendiğine; noktaların bana büyük tercihlerimde doğru tercihi yapma kondisyonu ve cesareti kazandırdığına inanırım. Bu ilkelerden uzaklaştığım oranda alçaldığıma inanırım. Bu ilkelerle hareket etme çaba ve teyakkuzumu varoluş sorumluluğumun temeli sayarım. Dualarım, zikirlerim, ibadetlerim, nerede olursam olayım Müslümanların sembolik kalbine dönüşüm, Yaratıcı’nın muhatabı olmaya layık olmak yani bu ilkelerle yaşamak arzumun ifadeleridir. Lamım, cimim vardır.

Ve nihayet: Bir tek insana zulmedilmesine razı olmak pahasına özgür olmaktansa, sefil ve tutsak yaşayıp elleri temiz bir Müslüman ölmeyi tercih ederim.

Müslümanım.

 

Kısa Link: http://bit.ly/andolsun

Hakkında Mehmet Efe

Mehmet Efe’in profil fotoğrafı
1969 Malatya doğumlu, ilk ve ortaokullarını Malatya’da tamamladı. İstanbul Kabataş Erkek Lisesi’nden sonra İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi’ne girdi. Aynı okulun Radyo/T V Bölümünü bitirdi. Selam, Kültür-Edebiyat, Milli Gazete, Son Kuşak, Zaman, Mavera, Girişim, Aralık, Kitap Dergisi, Albatros, İkindiyazıları, Yerliler, iki Yaprak, Yeni Dergi, Ustura, Ülke ve Yeni Şafak gibi dergi ve gazetelerde şiir, öykü ve çeşitli yazıları yayınlandı. 1986’da “Son Kuşak Edebiyat” ve 1988’de “Aralık” dergilerini çıkardı. 1992 Mayısında “Yerliler” (Bağımsız Gençliğe Alternatif Dergi) dergisini çıkardı. Derginin 3. sayısı toplatıldı ve dergide yer alan başyazısından ötürü İst. 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nde TCK 159/1 Md.’den 1 yıl ağır hapis cezasına çarptırıldı. Atlas Gösteri, Azim Dağıtım Grubu ve Feza Film gibi sesli ve görüntülü yayın kuruluşlarında metin yazarı, senarist, seslendirme yönetmeni ve yapımcı olarak çalıştı. “Hudeybiye”, “Yıldızlar Gibi”, “Mekke’nin Fethi”, gibi çeşitli radyo tiyatroları ve film senaryoları kaset olarak yayınlandı. 1986’da ” Gece oyuncuları”, 1989’da “Tiyatrocular” topluluklarının kurucuları arasında yer aldı. Adı geçen topluluklarla, Çağrı Sahnesi ve Birlik Sanat’ta da profesyonel tiyatroculuk yaptı. “Zavallı Martı”, “Sanat Manat’a Karşı” (İbrahim Sadri ile birlikte) ve “Bir Melon Şapka” isimli oyunları sergilendi. İstanbul Radyo Pendik’te yayın yönetmenliği ve Günışığı FM’de Hafta içi her sabah ‘Gazeteleri Tarama’ programını hazırlayıp sundu. Bir süre serbest reji asistanlığı (yardımcı yönetmenlik) yaptı ve TGRT için çalıştı. 1993’te Kanal 6 Televizyonuna girdi. Burada metin yazarı, yapım ve program danışmanı, editör ve yönetmen olarak çeşitli birimlerde çalıştı. Yeni Şafak Gazetesi’nin kurucuları arasındaydı. Aynı gazetede köşe yazarlığı yaptı. 16 Eylül 1995 günü “Şeriatçılar göreve” başlığıyla yayınlanan son yazısıyla Yeni Şafak’taki “Yerliler” köşesine veda etti. Ezel Erverdi ile birlikte Haftalık Ülke dergisini kurdu. Derginin (30 Haziran – 6 Temmuz) tarihli 4. sayısında yer alan “Hiçbir şeye katılmıyorum, hiçbir şeye! Yürü git işine!” başlıklı yazısından dolayı tekrar TCK 159/1’den “Cumhuriyet’i Tahkir ve Tezyif Etmek” suçlamasıyla 2. Ağır Ceza’ya sevk edildi. Suç tekrarı ve önceki infazından dolayı 6 yıl 10 ay hapis cezası alma tehdidi altında yargılandı. 31/01/1997 günkü son duruşmada yaptığı savunmadan sonra savcının talebiyle beraat etti. Sinema ve Bilişim konularında çalışmak üzere ABD’ye gitti. ABD’de sinema, dijital medya, özellikle bilişim teknolojisi konularında çalıştı. Pekçok dünyaca ünlü TV (E. W. Scripps gibi), dijital medya ve Silikon Vadisi’nin bilişim ve teknoloji firmalarında (Yahoo! gibi) mühendislik, yöneticilik (Director) ve teknolojiden sorumlu genel müdürlükler (CTO) yaptı. 1997’den beri yaşadığı ABD’den 2013 başında kesin dönüş yapmak üzere ülkesine döndü. İlk kitabı “Mızraksız İlmihal” (roman) Mayıs 1993’te Vural Yayınları arasında çıktı. Kitapları: BURADAYIZ HİÇBİR ŞEYE KATILMIYORUM, HİÇBİR ŞEYE… MIZRAKSIZ İLMİHAL

Bunu da okuyun...

“Satacaklar oğlum İrfan!”

PAYLAŞIN: FacebookTwitterGoogle+E-mailWhatsApp Mızraksız İlmihal’den çıkarılmış bölümleri çok sordunuz. Burada öyle bir bölümün hikayesi var. Mızraksız İlmihal’i ...

NOT: Lütfen yorumlarınızı ekleyin. Merak etmeyin, eposta adresiniz yayınlanmıyor ve paylaşılmıyor.

Yazıyı sitenizde ‘blog’unuzda filan paylaşırken lütfen giriş kısmından sonrasına LİNK vererek buraya yönlendirin çünkü eklenen yorumlar da yazı kadar önemlidir ve düzeltme veya güncelleme yapabilirim.

 

19 yorumlar

  1. Hocam selam aleyküm bu yazıyı olduğu gibi not ediyorum defterime çünkü duygularuma hislerime ve benimde içinde bulunduğum insanlık ailesinin haline tercuman olmuş. Günü geldiğinde bu yazıyı bağıra bağıra okuyacağım. Selam ederim. Sonsuz sevgiler.

  2. Sevgili Kardeşim,
    Bildiri çok güzel ve içerik de yeterince açık seçik ve anlaşılır. Sanırım maksadını her arzu eden anlayabilir. Ben şahidim Allah ve inananlar da şahittir. Allah aklımızı kalbimizi korumayı, yolunda istikamet üzere olmayı nasib etsin.

  3. günümüz müslüman manifestosu kalbimin tercümanı oldun yüreğine sağlık

  4. yüregine sagllık abim……rabbim ilminizi ve amelinizi arttırsın..müslümanının nasıl olması gerektigini bu kadar net ifade etmek….işi yasamak bu olsa gerek….selam ve dua ile…

  5. Bu kadaar da toplumun duygularına tercüman olunmaz ki….
    Hislere tercüman olmuşsunuz…
    Sessiz söylenenleri sesli düşünerek söylemişsiniz..
    Yüreğinize sağlık…

  6. Allah razı olsun çok duygulandım gerçekten heleki böyle bir zamanda arayış içinde benliğimdeki iç savaşa barış gibi geldi bu yazılar Kuranı ve müslamanın özeti Tebrikler

  7. bizler de aksine normaliz, ademiz-adam( ingilizce) ız, feministiz, koministiz, modernistiz, marksist leninist, ateist, deist, monotheistiz, anarşistiz, humanistiiz, demokratız, hrıstiyanız, yahudiyiz, müslümanız, güzel ve doğru ne ise biz oyuz, kaç kişiyiz bilmiyoruz , adımız her zaman mazlum değil, ama zalim de değiliz, hata yapıyoruz ama mükemmel de değiliz, bize insanoğlu diyorlar, sevmiyor bizi yahudiler, müslümanlar, hristiyanlar, o yüzden bizi insan bil yeter, inancımızı deşifre etmek için yazmadım bu uzun yazıyı. sizin gibi bizim de lamımız cımımız var ve radikal de değiliz.

  8. eyvallah abi ben bu satirlarda kurani ve peygamberi solukladim hislerimize tercuman olmussun

  9. Abicim yüreğine sağlık gerçekten harika bir yazı manifesto, özellikle müslümanların birbirine girdiği ve nasıl düzelebiliriz sorularını sorup çözüm aradığı bu dönemde kurani ve peygamberi eksende çok iç açıcı ve inançlarımızla birebir örtüşen, ve gerçekten t.c anayasasının temel ruhunu oluşturabilecek bir yazı…

  10. Şeyhlere inanmamak en bastaki ifade olsaydı bu uzun yazıyı boşuna okumazdim.

  11. Saygı duydum ve saygın olandan yanayım. omuz omuza dileklerin dileklerimdir.

  12. Erdemli insan ancak böyle özetlenir benim için.Lâkin sizin için de iki kelam yazmaliyim Belki Mesleğiniz Edebiyat ama içiniz Cam Beyniniz Arı kovanı Kalbiniz Sevgi Dolusunuz tebrik ederim sizi sosyal medyadan da olsa tanımak Güzel selam sevgi başarı dilerim

  13. çok uzun olmuş yazınız. bu yazıyı mümkün mertebe kısa öz yazsaydınız herkes okuyabilir ben okudum fena değil düşnceleriniz gerçekten böyle mi yaşıyorsunuz bunları doğal yaşantınızda uyguluyormusunuz burası önemli herkes ağzına sağlık diyor ama zulmü yapan müslüman olunca kendi ırkından olunca sanki mücahit olarak lanse ediyorlar adeta yaratıcıyı kendileri yaratmış gibi her düşüncelerini adeta yaratıcının emri gibi insanlara dayatıyorlar.. mesela pkk ye terörist olarak tanımlayanlar suriyedeki türkmenleri mücahit olarak tanımlıyorlar oysaki onlarda kendi devletine silah çekip hükümetlerini yıkmaya çalışıyor aslında pkk ile aynı şeyi yapıyorlar esad da terörist diye vuruyor işte yani çifte sıtandartlı bir terör kavramı var.. mesela suriyeye acıyıp esadı zulmetmekle itham edenler kendileri tankla topla şehirleri yerle bir ederken hiç zulmetiğini düşünmüyor terörle mücadele ediyoruz diyorlar esad da öyle diyor zaten ama yaratıcı ne diyor nasıl görüyor bu olayları bilmiyorum..

    • Esad kendi şehirlerini uçaklarla bombalıyor, yetmiyor Rus uçaklarıyla bombalatıyor, körlemesine düştüğü yerde kim varsa öldürüp yaralayan varil bombaları kullanıyor, 2011 yılından bu yana zerre tavize yanaşmadan karşısındakilere çoluklu çocuklu cehennemi yaşatıyor.. Elbette tek bir masumun ölümü bile çok fazla, elbette Güneydoğu’daki son operasyonlardaki sivil can kayıpları canımızı yakıyor, ama bunu Esad’ın kör zulmüyle kıyaslamak büyük haksızlık olur.

      Suriye Ulusal Muhalif Güçler Koalisyonunda Türkmenlere gelene kadar Suriye’nin her etnik grubundan temsilciler var, kendilerine bırakılsa siyaseti tercih edecekler iken Esad’ın Muhaberatı bir yandan şebbihası bir yandan üzerlerine boca ettiği zulüm ve kıyımlardan iflahı kesilip silaha mecbur kalan Suriye’nin mazlum evlatları bu insanlar. Oysa bizde aynı siyaset ışığını ucundan olsun gösteren HDP’ye Parlamentonun kapıları ardına kadar açıldı, PKK Suriye’deki kargaşadan istifadeyle kendi devletini kurma sevdasına düşüp Türkiye’deki ateşkesi ve barış sürecini bozmasaydı belki bu ışık daha da güçlenecekti, çok yazık oldu.

  14. Sanırım 1994 idi. Giresundan bir düğün için İstanbul’a gelmistim.Gülhane parkında Y.Safak’tan ilgiyle takip ettigim Mehmet Efe ve Hakan Albayrak’ın bir söyleşisi olduğunu öğrendiğimde koşarak toplantı alanına gittim. Ve nerdeyse yasitım olan 2 delikanlidan enfes bir sohbet dinledim. Tabii ki kitapları ve köşeleri heyecanla takip ettim. Hakan Albayrak’i sürekli izlemeye devam ederken Mehmet Efe’yi kaybetmiştik. Yıllar sonra, dün Bursa’dan Emir Vural’in face’teki paylaşımı olmasaydı belki de döndüğünüzü -halen- bilmiyor olabilirdim. Eski bir dostu, damakta tad bırakan eski bir lezzeti tekrar bulmuş gibi heyecanlandım yazı (y)/lar/ı okuyunca. Bekliyoruz Mehmet Efe. Çocuklarımız büyüdü… Okuyacakları çok şey var…

  15. Güzel bir yazı olmuş.Sorun biz isek çözüm de biziz.Hep umutla beklediğim müslüman kimlikli entellektüeller maalesef hayal kırıklığına uğrattı beni.Gücün karşısında durmak ve üretmek kolaydı lakin güce kavuşunca en önemli haslet olan adalet ve hakkaniyet duygularının tarumar olması beni derinden üzdü.Müslüman önce insan olandır ve insan hakları evrensel beyannamesini Kur’an şuuru ve Efendimizin Veda hutbesi çerçevesinde ele alan ve ona göre hareket edendir.İnsanlıktan ve insani değerlerden nasibini almamış müslümanları hep uzaklarda ortadoğuda afganistanda afrikada sanırken meğer içimizde aydın düşünür yazar çizer bildiğimiz nede çok çahil müslüman kimlikler varmış.Yaşamak ve özgürlük güzel.Şahid olmak ta güzel.

  16. Tevhidi bir manifesto.
    Eyvallah.

  17. Ve dört nala yazılmış, ve dört nala yaşansın inşallah… Allah’ın istediği gibi olabilmek ümidiyle… Selamlar olsun.

Bir Cevap Yazın

Araç çubuğuna atla